Gül Hakkında









Gül, gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsindendir. Fosil kaynaklı kayıtlara göre, gülün yeryüzündeki varlığı en az 35 milyon yıllık bir geçmişe sahiptir. Gül çiçeğinin insanlık tarihindeki yeri ve önemi ise en az 5000 yıllık çok renkli bir geçmişe dayanır. Bu zaman içinde gül aşk, güzellik, savaş, barış ve siyaset alanlarında sembol olarak kullanılmıştır.

Anavatanı olan Orta Asya’dan ticaret yolu ile dünyanın diğer bölgelerine ulaşmış olan gül, güzel kokusu, tıbbi değeri ve beslenmedeki yeri dolayısıyla antik çağlardan beri efsanelere konu olmuş ve güzel kokunun peşinde olanlar için vazgeçilmeyen bir çiçek olmuştur. Hatta öyle ki, antik dönemde Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar için gül bahçeleri, en az buğday tarlaları ve meyve bahçeleri kadar önem taşımıştır.

Gül kokusunu kalıcı yapmak için tarihte ilk yöntem antik çağlarda Mısır, Mezopotamya, Hint ve Çin gibi medeniyetler tarafından kullanılan yağlarla maserasyon (gül çiçeklerinin uygun yağlarda belli bir süre bekletilme yöntemi) olmuştur.

Daha sonra ise M.Ö. 3500’de keşfedilen su ile ekstraksiyon (belli metodlarla gül çiçeklerinin suda bekletilmesi ve sonra süzülerek bu suların kullanılması) yöntemi uygulanmıştır. Daha sonra, M.Ö. 50’de insanlığın keşfettiği “ruhunu yakalamak” usulü yani damıtma ile elde edilen ürünler ortaya çıkmış, gülsuyu haline gelmiştir. Son aşamada da bu gülsuyunun içindeki güzel kokulu yağ taneciklerini toplamak için çaba harcayarak gül yağı dediğimiz gül esansını elde etmek olmuştur. Gül yağı başta tabipler, sonra kadınlar için vazgeçemedikleri bir madde olarak bugüne dek gelmiştir. Tedavide gül, geleneksel tıp dünyasında ilaç olarak kullanılmıştır. Gülsuyu, Gül Macunu ve Gül yağı olarak işlenen gül, bu üç ayrı şekliyle baş ağrısı, ateşlenme, bayılma, mide ağrısı, göz kanlanması gibi rahatsızlıkları tedavi etmekte faydalı olduğu geleneksel tıp kitaplarında yazmaktadır.

Türk geleneklerinde ise en az 900 yıllık bir geçmişe sahip olan gül ve gülsuyu ile ilgili bilgiler için yazılı kaynaklarla 11. yüzyıla kadar gidebiliyoruz. Uzun bir gelenekten sonra, özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gülsuyu ve gülden yapılan macun, şurup gibi maddelerin kullanımı artarak devam etmiştir.

Isparta’da Gülcülük
Yağ gülünün yurdumuza nasıl ve nereden geldiği ve gül tarımının ne zaman başladığı hakkında kesin bilgiler yoktur. Bilimsel adından (Rosa Damacaena) menşeinin Şam olduğu varsayımlar arasındadır. Şam’ın ve Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun birer vilayet veyaleti olduğu sıralarda yetiştiriciler tarafından Şam’dan alınarak Bulgaristan’ın elverişli ekolojik şartlara haiz Kızanlık Bölgesine götürülüp adapte edildiği tahmin edilmektedir. Ülkemize ise gül ilk defa 1870 yılında bir göçmen tarafından getirilip, Bursa, Denizli ve Manisa yörelerine dikilmiştir. Isparta’ya ise 1888 yılında Müftüzade İsmail Efendi tarafından Bulgaristan’ın Kızanlık yöresinden getirilip bugünkü Gülcü Mahallesine dikildiği bilinmektedir. Bu bilgilere göre Isparta’da gül yetiştiriciliği 1888 ve 1889 yıllarında başlamıştır.

Isparta ilinde ilk gül yağının 1892 yılında elde edildiği Hilmi Dilmen, Mithat Gülcü gibi yakın tarihimizi bilenlerce ifade edilmektedir. İlk gül yağı üretimini de iptidai imbiklerde yine Müftüzade İsmail Efendi’nin ürettiği tahmin edilmektedir.

Birinci Dünya Savaşından önce gül tarımının Anadolu’da bir hayli geliştiği, önem sırası ile “Isparta - Burdur - Afyon - Denizli” gibi batı vilayetlerinden başka Konya – Ankara - Sivas - Erzurum” illerinde de yayıldığı ve bu illerde de yetiştirildiği bilinmektedir. Gül tarımı o zamanki hükümetin de teşviki ile Isparta ve çevre halkı tarafından benimsenerek kısa zamanda büyük gelişme göstermiştir. 1912 yılında Ticaret ve Ziraat Nezaretinin gülcülük hakkındaki kitabı gül tarımının gelişmesinde çok faydalı olmuştur. O tarihlerde 6915 dönüm gül bahçesi tesis edildiği resmi kayıtlarda görülmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Türk yağlarının saflığı ve zenginliği itibari ile dünya piyasalarında çok iyi bir isim yapıp arandıklarıda bilinmektedir. Ancak, mütareke yıllarında süratle gelişen Bulgar gül yağları karşısında bu durumunu kaybettiği ve Kurtuluş Savaşı sonlarında gül bahçesi sahalarının %50 azaldığı istatistiklerden anlaşılmaktadır.

1953 yılında Isparta’da Gülbirlik’in kurulması, 1954 yılında İslamköy, 1976 yılında Yakaören, Kılıç, Güneykent ince gül yağı fabrikaları ile Aliköy konkret fabrikasının ilde üretilen tüm gül çiçeğini modern teknolojiye uygun olarak işletmeye başlaması sonunda gül yağları dünya piyasalarında yeniden aranmaya başlanmış, neticede de dikim alanları hızlı bir gelişme göstermiştir.
English  |  Français  |  Deutsch                    
gullbirlik     S.S. Gül-Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooparatifleri Birliği markasıdır.                   © 2010 Tüm hakları saklıdır.                   Web Tasarım : Minkan